| | Üretsiz Blog oluştur
 
Aug
15
    
Bu cümlelerden herhangi birini not defterine yazıp kaydedin. Tekrar açtığınızda yazı görünmeyecektir....

İşin bir de hikmet boyutu var tabi, işin o kısmını yorumlamak size kalmış....



Bush hid the facts

Osamabin laden leading all terrorist

Matrix can not lie

What are you doing

Einstein's thought regarding mathematics motivated Dhilung Kirat thinkin mathematics wonderfully amazing languagez

hi how are you

We can blast Microsoft for a new bug


Notepad in bu cümlelere alerjisi mi var sizce. Microsoft'un bir mesajı mı yoksa...





 
Aug
15
    
mızıkçı | 15 Ağustos 2008 12:38 | fav | etiket:  

 

Kis Uykusu
3 ay once ailemize katilan, Necmi ismini verdigimiz kaplumbagamiz dun vefat etmis. Aile arasinda sade bir torenle evin arka bahcesine gomduk. Hayvancagiz durduk yerde can verdigi icin gidip Necmi'yi aldigimiz dukkanin sahibine sebebinin ne olabilecegini sordugumuzda ''Abi onlar kis uykusuna yatar'' cevabini almis bulunmaktayiz, hepimizin basi sagolsun. Bu vicdan azabiyla ben de cok yasamam herhalde.


 Annemin Maceralari
Shrek'in fragmanlarini gosteren bir televizyon kanalinda, el ele tutusmus Shrek ve Fiona'yi goren annem, 'Bunlar Suleyman ve Nazmiye Demirel cifti mi?' diye sordu! Secememis gozleri o mesafeden

Alfabe
Ben de bu yil okula baslayan torunum icin kuvvetli bir moral alkisi istiyorum. Daha ikinci gun: 'Orrrtmenim, taa evden buraya tel cizmeye mi
geldik, hep yumarlak mi yapcaz, harf felan oretmicen mi?' deme cesaretini gosterdigi icin.


 Annem!
'Bu taraf bitti.' diye CD'yi arkasina ceviren ve sonra da 'CD calar calismiyor!' diye feryat eden anneme alkis az geliyor!


 Modem
Yemek masamin ustunde duran modeme uzun uzun bakan anneanem 'Bu ne?' diye sordu. Ben de kolay anlasin diye 'Hani benim bilgisayarim var ya onunla internete giriyorum. İste internete girmek icin o kutu zorunlu.' diye uzun uzun acikladim. Anneannem dinledi beni; 'Yani modem bu' dedi ve konu kapandi...


 Yaz Okulu
Bir alkis da annesine yaz okulunu kazandigi mujdesini veren universite ogrencisine gelsin. Bu yaraticiliga sapka cikartilir.


Beyin gocu
Tikky oldugu her halinden belli olan kizimiz Besiktas-Taksim midibusunde yanindaki arkadasina dert yanmaktadir. ''Sekerim dorduncu kez girdim OSS'ye, ama yine kazanamadim, gidicem sonunda Amerika'ya o olucak. Boyle boyle beyin gocu oluyor isteeaa!'' Sen git, masraflari ben karsiliyorum.


 Duz mantik
Eger bir sokakta yuruyorsaniz ve caminda ''Bu ev kiraliktir'' yazili bir evin yanindan gecip birkac adim sonra onune geldiginiz bir baska evin caminda ''Bu da'' yazisini gorurseniz bilin ki Trabzon'dasiniz.


 İngilizce yazilisi
Bir alkis da ingilizce sinavinda 'Nice ........' seklindeki boslugu 'Nice mutlu yillara!' seklinde dolduran, dahi mi aptal mi oldugunu henuz anlayamadigimiz ogrencime istiyorum.


Hugo'lar Besledi
Bir alkis da lisede edebiyat kitabindan bir metni tum sinifa sesli olarak okurken V. Hugo'ya 'Besinci Hugo' diyen arkadasimiza gelsin.


Ne zaman?
Kardesim karne almisti. Fakat bircok zayif notu vardi. Annem, babamla beni kenara cekip uyarilari siraliyordu; 'Sakin cocugun moralini bozmayin, sakin kotu bir sey soylemeyin.' Uyarilar ozellikle babama yonelikti; 'Hele de sen, sakin cocugun gururunu kirma.' Babam daha fazla dayanamadi ve sordu; 'Karne icin ne zaman ozur dileyecegiz?'


Havale
Bankada gisenin onunde islemimin yapilmasini bekliyorum. Yanimdaki gisede islem yaptiran yasli teyzeye, islemini yapan kadin soruyor: 'Parayi kim alacak teyze? Alicisina ne yazalim?' Teyzem cevap veriyor: 'Bu paranin hayrini gorme İnsALLAH yazalim.'


 Lamba
Dun gece evime giderken yolun tenhaligindan olsa gerek kirmizi isikta gectim. Ardindan yurdum polisine alkisi hak ettiricek anons: 'Bacim o
gectigin gece lambasi degildi, cek saga.'

Hacim nedir?
Ogretmen bir arkadasimdan naklen; 5. Siniflarin Fen Bilgisi sinavinin 2.sorusu: 'Hacim nedir? Bir ornek vererek aciklayiniz.' Ogrencimizden gelen cevap: 'Hacdan gelenlere hacim denir. Ornek: Nasilsin hacim?'


Asabi Polis
Hareketli bir Bagdat Caddesi aksaminda, polis abilerimiz rutin oldugu uzere devriye gezmektedir. İsiklarda musteri bekleyen taksiye yaklasilir ve; ''Ticari, bekleme yapma, devam et.'' anonsu yapilir. Camdan eliyle '1 saniye' isareti yapan taksiciye, ikinci ve cok manidar anons gelir ardindan; ''Ticari, benle polumuye girme! Devam et dedik!''



 
Aug
15
    
mızıkçı | 15 Ağustos 2008 12:29 | fav | etiket:  
Birinci Vazifen Bulaşık, Çamaşır Yıkamak Ve Kocana Sahip Çıkmaktır.
Mevcudiyetinin Ve İstikbalinin Yegane Temeli Budur.
Kocan En Kıymetli Hazinendir.
Seni Bu Hazineden Mahrum Etmek İsteyecek Kaynanan, Kaynatan Ve Görümcelerin Olabilir.
Bir gün Evliliğini Kurtarmak Mecburiyetine Düşersen Vazifeye Atılmak İçin Bulaşık Ve Çamaşırı Düşünmeyeceksin.
Bu Durum Elektriğin Ve Suyun Kesildiği Anda Ortaya Çıkabilir. Evliliğe Tecavüz Etmek İsteyen Kaynanan, Kaynatan Ve Görümcelerin Hayatta Emsali Görülmemiş Bir Galibiyetin Mümessili Olabilirler. Kılıbık Kocan Zor Bir İhtimal De Olsa Başka Kadınlara Göz Dikmiş Olabilir.
Aileniz Fakru Zaruret İçinde Harap Ve Bitap Düşmüş Olabilir.
Ey Asil Türk Kadını!
İste Bu Ahval Ve źerait İçinde Dahi Vazifen Yuvanı Kurtarmaktır. Anasının Kuzusu Olan Kocanı Adam Etmek Senin Elindedir.
İhtiyaç Duyduğun Merdane Dolabın Sol Üst Kösesinde Saklıdır...


 
Aug
15
    
mızıkçı | 15 Ağustos 2008 12:26 | fav | etiket:  
1.aşamada kopyalayacagımız koyunu belirliyoruz



2.aşamada faremizi hareket ettirerek imleci koyunun üzerine sabitliyoruz, sağ tıklayıp açılan pencereden kopyala seçeneğini seçiyoruz.



3. aşamada koyunu kopyalamamız gereken boş bir alana imlecimizi sürüklüyoruz ve faremizi sağ tıklayıp açılan pencereden yapıştır seçeneğini seçiyoruz.



Yapıştırdıktan sonra koyun kopyalama işlemimiz başarıyla sonuçlanmış olur ve elimizde şuan iki tane koyun bulunur.




Eğer ki olurda yapıştır yerine eliniz kayarda kes seçeneğini seçerseniz (aşağıda ki şekilde gözüktüğü gibi)




Sonucunda aşağıdaki şekilden de anlaşıldığı gibi koyuna yazık olur. Size tavsiyem; kes seçeneğini kullanmak isterseniz kurban bayramını beklemelisiniz.



 
Aug
15
    
mızıkçı | 15 Ağustos 2008 12:21 | fav | etiket:  
Belh’in meşhur velisi Hatim-i Asam, (852 -H.237) hacca gidiyordu. Hanımına teklifte bulundu:

- Hanım, ne kadar nafaka bırakayım sana, ben gelinceye kadar? Tevekkül ve teslimiyet timsali hanımın cevabı ibretliydi: -Ne kadar yaşayacaksam o kadar!

- Hanım senin ne kadar yaşayacağını ben ne bileyim?..

- Öyle ise dedi, benim nafakamı ne kadar yaşayacağımı bilene bırak. O beni şimdiye kadar hiç nafakasız bırakmadı, şimdiden sonra da bırakmaz. Sen harçlığını yanında tut, gurbette sana lazım olabilir.

Hatim-i Asam yola çıktıktan sonra mahalle hanımları ziyarete geldiler.

- Allah(cc) kavuştursun beyiniz hacca gitti, dediler. Hemen arkasından da mahalli dille sormadan edemediler:

- Beyin sana ne kadar rızık bıraktı gelinceye kadar?..

- Benim beyim dedi, rızık veren değil rızık yiyendir. Rızık yiyen, rızık veremez. Ben rızkımı hep rızık verenden beklemişim şimdiye kadar. O beni hiç rızıksız bırakmamış, yine de bırakmayacağına inanıyorum.

Hanımlar bu cevaptan pek memnun olmadılar, dudaklarını büküp aleyhte konuşarak gittiler...

Aradan çok geçmedi Hatim’in evinin kapısında at kişnemeleri duyuldu. Dışarıya çıkan hanım, bir atlı kafilesiyle karşılaştı. Hacıları uğurlamaktan dönen Bağdat halifesi susamış, su içmek için uğramış buraya. Hanım hemen bir testi su ile bir bardak uzattı. Soğuk suyu kana kana içen halife yanındaki vezirine emir verdi:

- İçtiğimiz suyun bedelini bize yakışan şekilde öde!..

Toprak çanağın içini altınla dolduran vezir, bardağı kapının yanına bırakırken söylendi:

- Allah(cc)’a emanet olun bacım, soğuk suyunu içtik, hakkını helal et...

Kafile uzaklaşırken Hatim’in hanımı bardağın içinde beyi hacdan dönünceye kadar yetip de artacak miktarda para bırakıldığını gördü. Her zaman yaptığı gibi yine seccadesine yönelip şükür secdesine kapandı:

- Rabb’im dedi, çocukken anam babamın eliyle gönderiyordun rızkımı. Evlenince beyim Hatim’le göndermeye başladın rızkımı... Şimdi ise beyim hacca gitti, bu defa da halifeyle gönderiyorsun rızkımı. Beni hayatım boyunca hiç rızıksız bırakmadın. Zaten ben de seni hep böyle bildim. Bu yüzden tevekkül ve teslimiyetim hiç azalmadı, hep arttı. Ancak çevremdekiler aynı değiller. Onlar tevekkülsüz ve teslimiyetsizler... Hemen hücuma geçiyor, tevekkülsüzlük telkin ediyorlar bizlere... Sen tevekkül ve teslimiyet duyguları nasip eyle bu aile bireylerine de, asıl rızkı verenin sen olduğunu onlar da anlasınlar, senin kimseyi rızıksız bırakmayacağını idrakte onlar da gaflete düşmesinler, huzurlu yaşasınlar...


 
Aug
15
    
mızıkçı | 15 Ağustos 2008 12:08 | fav | etiket:  
Bir yurt talabesidir Abdurrahman. Çalışkanlığıyla, oturup kalkmasıyla, kılık kıyafetiyle herkese örnek olacak vasıflar
taşımaktadır fakat her nasılsa o günlerde, saçları bir öğrenci için dikkat çekecek kadar uzamıştır.
Yurttaki belletmen ağabeyleri ile anne-baba nasıl olsa kestirir diye bir şey demezler fakat saç uzadıkça uzar. Bir gün yurttaki müdür muavini çağırır Abdurrahmanı..
-Abdurrahman, saçlarını kestir artık epey uzadı, bir yurt talebesi için bu saçlar epey uzun anlaştık değil mi? sorusuna Abdurrahman, kafasını iki yana sallayarak sessizce "hayır" cevabını verir. Müdür yardımcısı, zaten yarın izne gidecek, babası kestirir diye düşünür ve fazla üstelemez.
Abdurrahman o gün izne gider, babası ile müdür yardımcısı önceden görüşmüştür. Babası yemekten sonra;
-"oğlum, canım evladım! saçlarını yarın kestirelim", deyince babasını hiç kırmayan o munis çocuk;
-hayır olmaz babacığım, deyip koşarak odasına kapanır. Anne ve baba şaşkın şaşkın birbirlerine bakakalırlar.
Ertesi gün saçlarını kestirmeden öylece yurda gider Abdurrahman. Müdür bey onu çağırır ve biraz sert konuşur.
-"Yarın kestir saçlarını" der ve Abdurrahman başı önde müdüriyetten çıkar, yatağına yatar ve göz yaşları içinde sabahlar.
Sabah aynanın karşısına geçer ve;
-"seni benden ayıramazlar,ayrılmam senden" diye saçları ile konuşur.
Okul çıkışı yurda değil evine gider. Annesi, hiç beklemediği
oğlunu karşısında görünce meselinin halledilmediğini anlar.
-"Canım evladım, seni ne kadar sevdiğimizi biliyorsun, ne olursun
beni kırma kestir saçlarını, kestir yavrum" der. Annesinin ağlamaklı
konuşması karşısında Abdurrahman:
-Cennet ayaklarının altında olan annem, canım kadar sevdiğim babam, bir ağabeyim kadar sevdiğim belletmenim, bizleri evlatları kadar seven yurt idarecilerim, bir anlasanız, ben sizleri kıramam ama beni bir anlasanız...
-"Evladım niye kestirmiyorsun saçlarını,niçin kestirmek istemiyorsun? "
- Söyliyemem anne, kestirmek istemiyorum.
- Oğlum, hadi kestir gel saçlarını da yurda gidelim, sonra yurttan kızarlar.bizleride daha fazla üzme.
Abdurrahman, çaresizlik içinde gider berbere, kestirir saçlarını. Kesilen saçlarıda berberde bırakmaz, yanına alır. Evden
annesi ile beraber yurda giderler, mesele hallolmuştur.
Yaklaşık bir ay sonrasıdır, müdür yardımcısı geceleyin talebelerin defter ve kitaplarını kontrol etmektedir. Sıra Abdurrahmanın eşyalarını kontrole gelince,kitaplarının birinin sayfalarını çevirince gördüğü manzara karşısında şaşkına döner. Çünkü kesilen saçlar kitabın arasındadır. Bir talebenin saçına bu kadar değer vermesini anlayamaz Müdür yardımcısı ama dikkat edince saçların altında bir yazı görür. Okumaya başlar;
"Canım annem ve babam, çok değerli yurt idarecimin baskısı olmasa bu saçlarımı kestirmezdim. Onlar bilmiyorlar, bende
söylemedim. Yoksa, rüyamda Peygamber Efendimizin (s a v) okşadığı o saçları ömür boyu kestirmezdim.
AFFET YA RASULALLAH!SENİN OKŞADIĞIN O SAÇLARI KESTİRDİM...affet beni, affet, affet!".........
 


 
Aug
15
    
1-Okuldayken hangi dersleri daha çok severdiniz?
a) Türkçe, Resim, Sosyal vb.
b) Fenle ilgili olanları

2-Hangi tip sporları yapmaktan hoşlanırsınız?
a) Tek başına yapılan sporları
b) Takım sporlarını

3-Gördüğünüz rüyaları ne sıklıkta hatırlarsınız?
a) Çoğunlukla hatırlarım
b) Ender olarak hatırlarım

4-Ellerinizi ve mimiklerinizi konuşurken ne kadar kullanırsınız?
a) Çok kullanırım
b) Çok az kullanırım

5-İki elinizin parmaklarını birbirine geçirerek kapatın. Hangi elinizin baş parmağı üstte kalıyor?
a) Sağ
b) Sol

6-Şu an saatin kaç olduğunu tahmin edin, şimdi saate bakın, yanılma payınız ne kadar?
a) On dakikadan fazla
b) On dakikadan az

7-Aşağıdakilerden hangisini daha kolay hatırlarsınız?
a) İnsanların yüzlerini
b) İnsanların isimlerini
8-İki gözünü açık tutarak elinizde ki kalemi, bir cam kenarı veya kapı kenarı ile hizalayın. Önce sol gözünüzü, sonra sağ gözünüzü kapatın. Hangi gözünüzü kapatınca kalem daha az oynuyor?

a) Sol gözümü kapatınca
b) Sağ gözümü kapatınca


---"A" ların sayısı fazla ise, SAĞ beyniniz daha fazla gelişmiştir...
---"B" lerin sayısı fazla ise, SOL beyniniz daha fazla gelişmiştir...


 
Aug
15
    
mızıkçı | 15 Ağustos 2008 11:49 | fav | etiket:  

Bir gün Mecnun hasta olup yatağa düşer. Tedavî için bir doktor çağırırlar. Doktor "Damardan kan almak gerek'" diyerek Mecnun' un kolunu bağlar. Tam iğneyi batıracağı sırada Mecnun bağırır;

"-Ey doktor, bırak! Ücretini al ve git. Bu hastalıktan öleyim, zararı yok. Vazgeç kan almaktan. "

Doktor Mecnun'a

"-Sen çöllerde kükremiş arslanlardan korkmuyorsun da koluna bir iğne batmasından mı korkuyorsun?"
diye sorar.

Mecnun'un cevabı şu olur;

"-Ben neşterden korkmuyorum. Benim vücudum, varlığım Leyla ile doludur. Korkarım ki benim kolumu yararken Leyla'yı incitirsin, işte ben bundan korkuyorum."


MESNEVİ: "-Varlığımdan bir addan başka bir şey kalmadı. Ey güzelim, vücudumda senden başka bir varlık yok. Bu sebeple sirke, bal denizinde nasıl yok olursa, ben de sende öyle yok olurum.



 
Aug
15
    
mızıkçı | 15 Ağustos 2008 10:46 | fav | etiket:  

ALLAH'IM BENİ BANA BIRAKMA!

Selim Gündüzalp

GÜN, nasıl başlarsa öyle gidermiş. Ruhumuzda uyuyan nice güzellikler gizli. Hepsi de uyandırılmayı bekliyor. Bunun için güneşin doğması, saatlerin çalması yetmiyor. Bu güzellikleri uyandırmaya, bazen hiçbir şey yetmiyor. Şükür ki, yarınlara dair emellerimiz yine de bitmiyor, tükenmiyor. Onlar da olmasa ne yapardık, nasıl yaşardık? Allah’tan ki, bu ümit bazen bir söz, bazen de bir dua olup, içimize akıyor, ruhumuzu uyandırıyor. O anlardan birini bugün yaşadım.

“Allah’ım, beni bana bırakma

Adını dilimden uzak tutma,”

Diye diye, güne Allah ile, bu dualı sözle başladım.

İçimin güneşi doğmuştu artık. Açıldıkça açıldı, ruhu kat kat saran perdeler. Ve ardından Hira’nın sorusu geldi:

“Ömür nedir?” diye soruyordu.

“Ömür, bu gündür,” dedim.

Hira, bu defa, “gün nedir?” dedi.

“Gün mü” dedim, “o, upuzun bir ömürdür.”

“Bir cümleyle açar mısın?” dedi.

“Bir cümleyle,” dedim, “bir gün, Allah için yaşanmışsa eğer, işte o gün, Allah için yaşanmamış bir ömürden bile daha uzundur, daha değerlidir.”

Hz. Ali’nin sözünü hatırlamanın tam sırası:

“Bir insanın öldükten sonra cennete girmesine hayret etmem. Benim asıl hayret ettiğim şey; o insanın dünyadayken de cennet gibi bir hayat yaşamasıdır.”

Büyük insanın işaret ettiği şey, son derece yüksek bir iman nimetine erişmek olsa gerek. Çünkü, hidayet ruhun cennetidir. Rabbim, hepimize bu güzel iman yolunu ve nimetini nasip eylesin...

Bediüzzaman’ın Mesnevi’sinde geçen bir cümle yıllardır aklımdan çıkmaz:

“Ülfet ve âdet ve yeknesaklık perdeleri altında çok harika hakikatler gizleniyor.”

Yahya Kemal de aynı dertten mustarip; “ülfet belâlı şey,” diyor şairimiz. Hem de ne belâ... Dünyada da, ahirette de baş belâsı, püsküllü belâ...

ALIŞTIĞIMIZ bir şey olunca yaşamak, hayat denen o büyük mucize, basitleşiyor âdeta. Bir sabun köpüğü gibi sönüyor, elimizden kayıp gidiyor. Nasıl bir şefkatle ve merhametle beslenip büyütüldüğümüz unutulunca böyle oluyor. En büyük nimet bile küçülüyor. Allah akla gelmeyince, her şey O’nun bize bir nimeti, bir ikramıdır diye bakılmayınca, sıradanlaşıyor ne varsa. Bir değil, milyar değil, 100 trilyon hücreden ibaret olan insan vücudundaki, o ilâhi sistemi bir düşünelim. Sadece tek bir insanın vücudunda yürütülen bu faaliyetler bile, akılları durduracak kadar harika değil midir? Yüz trilyon hücremizin diliyle Rabbimize hamd ederiz...

Evet, hayatı bu kadar hikmetli ve harika bir şekilde yaratan Allah (c.c.), bu hayatın her ânı için her şeyden evvel ismiyle, sıfatıyla anılmaya lâyıktır. Rahmetli Cahit Zarifoğlu bir şiirinde bunu ne güzel ifade eder:

“Önce besmele, / en güzel kelime. / Allah’ım, / yol boyunca / bırakma elimi / düşerim sonra. / Allah’ım, / niçin halkettinse beni / kalbime söyle iyice / engellerden arınsın yolum. / Allah’ım, / nasıl pırıl pırılsa / güzelse sevdiğin kulların / öyle güzel kıl beni. / Allah’ım, / O güzeller güzeli / hangi iyilik diledi senden / dilerim ben de öylelerini. / Allah’ım, / Peygamber Efendimiz (s.a.v.) / hangi şerlerden sığındıysa sana / upuzak tut benden de onları. / Allah’ım, / yol boyunca / tarih boyunca / başıboş bırakma bizi.”

EĞER bu ince mânâları ve besmelenin esrarını Bediüzzaman’ın eserinden ve özellikle ‘Birinci Söz’den öğrenmese, okumasa ve görmese idik, gerçekten de işte o zaman cahil kalacaktık; gerinin de gerisinde işte o zaman olacaktık. Şükür ki, Rabbimizi bildik, tanıdık ve sevdik. Böyle bir Allah’ın adını anmayı şeref bildik, nimet bildik. Sonsuza kadar Rabbimin her nimeti için elhamdülillah...

Hz. Peygamberin (s.a.v.) her daim, “Hayretimi artır, Yârabbi!” duasına bütün hücre ve zerrelerimle “âmin” diyorum.

Allah’ım, hayretimizle beraber imanımızı da artır. Âmin.

İMANIN önemine işaret eden tarihî bir öykü ile yazımıza devam edelim:

Fatih Sultan Mehmet, bir gün Kur'an okurken şu âyetin mânâsına takılmış:

“Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman(da sebat) edin!” (Nisa,136)

Fatih:

“Âyet, zaten iman edenlere sesleniyor. Ardından tekrar imanı emretmesi acaba neden?”diye düşünmüş.

Alimlerle sohbeti esnasında konuyu kendileriyle paylaşmış. “Ne düşünüyorsunuz?” diye sırmuş.

Âlimlerin arasından Akşemseddin, “Sultanım,” demiş. “Dışardan gelen seslere kulak verin, cevabınızı alın.”

Dışarıdan o sırada mehteranın kös sesleri geliyormuş. Fatih, “Efendim, biraz açar mısınız?” demiş. Bunun üzerine Akşemseddin şöyle izah etmiş:

“Sultanım, mehteranın davullarından ‘düm, düm’ sesleri geliyor. ‘Düm’ kelimesi sizin de bildiğiniz gibi Arapça’da ‘devam et’ anlamına geliyor. Âyetin de mânâsı bu olsa gerektir. Bu âyet, ‘Ey iman edenler! Allah’a, Peygambere, Kitaba olan imanınızda her daim devam edin!’ mesajı vermektedir.”

İnsanın elbisesi eskidiği gibi, imanı da eskiyebilir. Elbise gibi, imanı da yenilemek gerekir. Öte yandan, âyetin yorumunda şöyle bir incelik de düşünülebilir:

“Ey iman edenler! İmanınızı kontrol ediniz. ‘Allah’a inandım’ diyor, ama O’na itaat etmiyorsanız, ‘Peygambere inandım’ diyor, ama onun yolundan gitmiyorsanız, ‘Kitaba inandım’ diyor, ama Kitaba göre yaşamıyorsanız, gelin imanınızı kontrol edin. Belki tam inanmadınız, inandığınızı sandınız. Zira Allah’a iman, O’na itaati gerektirir. Peygambere iman, O’nu rehber kabul etmeyi icap ettirir. Kitaba iman, Kitaba göre bir hayatı netice vermelidir.”

Kışın geleceğine inanan insanlar, yazın sıcak günlerinde, odun ve kömür telâşına başlarlar. Çünkü sıcak günlerden sonra, soğuk günlerin geleceğine tereddütsüz inanmaktadırlar. Benzeri bir şekilde, âhiretin geleceğine inanan biri, elbette ve elbette oraya hazırlık yapar. Orada işine yarayacak şeylerle ömrünü değerlendirir. Demek ki, gerçek anlamda iman etmek ayrı bir olay, kendini “iman etti zannetmek” daha ayrı bir olaydır.

ALLAH’IM! Sana karşı günah işleyenlere bile ne kadar bağışlayıcı ve lâtifsin. Seni arayana ne kadar yakınsın; sana el açıp yalvarana ne kadar müşfiksin. Ümidi sende olanlara ne kadar iyisin, merhametlisin. Kim, senden yardım istemiş de reddedilmiştir. Kim, sana sığınmış da ihanete uğramıştır. Kim, sana yaklaşmış da sen ondan uzak durmuşsundur. Kim, sana kaçmış, sığınmış da sen onu kapından kovmuşsundur!..

Rabbim her şey senindir. Yaratan sensin ve hüküm senindir. İsimlerinde gizlenenler ile ve nurunu örten perdeler ile bu huzursuz ruhu, bu ıstıraplı yüreği bağışla.

Allahım, bütün alçaklıklardan korunmak için sana sığınırız; senden başka bütün korkulardan; senden başka bütün yoksulluklardan...

Allahım, yüzümüzü senden başka kimseye çevirmeyiz, secde ettirmeyiz. Öyleyse ellerimizin de senden başka bir şeye uzanmasını engelle ne olur!

Senden başka ilâh yoktur. Doğrusu ben de nefsine zulmeden zalimlerdendim. Ama şükürler olsun Allahıma, âlemlerin Rabbine.

“Allah’ım, beni bana bırakma

Adını dilimden uzak tutma,”